Nurun Rengi Nedir? Güç, Iktidar ve Toplumun Görünmeyen Işığı Üzerine
Bir siyaset bilimci olarak sabahları haber bültenlerine göz atarken aklıma hep şu soru gelir: “Görünmeyen ışığın, yani nurun, politik rengi ne olabilir?” Nur, saflığın ve aydınlanmanın sembolü olarak bilinir; ama siyaset biliminin soğuk gerçekliğinde her ışığın bir yansıması, her yansımanın da bir gölgesi vardır. O hâlde, nurun rengi nedir? Gerçekten nötr bir aydınlık mı, yoksa iktidarın kendini meşrulaştırma biçimlerinden biri midir?
Nurun Rengi: Iktidarın Görünmeyen Spektrumu
Siyaset bilimi açısından nur kavramı, yalnızca dini bir metafor değil, aynı zamanda iktidarın ideolojik ışığıdır. Devletler ve kurumlar, meşruiyetlerini çoğu zaman bu “ışık” üzerinden kurgularlar. Tıpkı “aydınlanma” düşüncesinin 18. yüzyılda rasyonel bir nur yaratma iddiası taşıması gibi, modern iktidarlar da “doğruyu görme” veya “halkı aydınlatma” iddiasıyla kendilerini merkezileştirir. Ancak şu soru provoke eder: Kim aydınlatıyor ve kim bu ışığın altında kalıyor?
Nur burada tarafsız değildir; tıpkı ışığın yoğunluğu arttıkça gölgelerin keskinleşmesi gibi, güç yoğunlaştıkça marjinal alanlar da derinleşir. Siyaset bilimi açısından nurun rengi, bu yüzden iktidarın spektrumuna göre değişir: beyaz bir ışık gibi sunulur ama içinde baskın olan tonlar—ulusalcılık, din, sermaye ya da ideoloji—renklerini gizlice karıştırır.
Kurumsal Işığın Tonları
Modern devlet aygıtları, “ışık” metaforunu sıkça kullanır. Eğitim sistemleri “bilginin ışığı” ile donatıldığını iddia eder; medya “gerçeği aydınlatmak” misyonuyla konuşur; hukuk “adalet nuruyla” toplumu düzenlemeye çalışır. Ancak siyaset teorisi bize şunu söyler: Işığın kaynağı kimdeyse, görünürlük de onun elindedir. Vatandaş, çoğu zaman bu ışığın aydınlattığı alanlarda değil, onun kör noktalarında yaşar. Foucault’nun “görünürlük bir tuzaktır” deyişi, tam da bu duruma işaret eder.
Nurun rengi bu bağlamda saydam değildir. Kurumsal yapıların ışığı, çoğu zaman belirli grupların çıkarlarını parlatırken diğerlerini gölgede bırakır. Bu yüzden, siyaset biliminde “nötr devlet” fikri, nurun nötr olamayacağı kadar problematiktir.
Eril Stratejiler ve Kadınsal Işık
Güç ilişkilerinde erkekler tarihsel olarak stratejik, kontrol odaklı ve hiyerarşik bir “ışık siyaseti” kurmuşlardır. Onlar için nur, disiplinin ve düzenin aracıdır. Kadınlar ise tarih boyunca, bu ışıktan ziyade ışığın yayılımını—yani iletişimi, katılımı ve empatiyi—önemsemişlerdir. Feminist siyaset teorisyenleri (örneğin Carole Pateman, Iris Marion Young) bu farkı “kamusal alanın eril mimarisi” olarak tanımlar.
Eril güç, ışığı yukarıdan verir; kadınsal güç, ışığı paylaştırır. Bu fark, demokratik kültürün de temelidir. Bir taraf, düzenin sürmesi için karanlığı denetlemek ister; diğer taraf, herkesin ışığa erişimini mümkün kılmaya çalışır. Bu durumda nurun rengi, belki de her iki tonun birleştiği bir kamusal mordur: strateji ile empati, otorite ile paylaşımın kesiştiği yeni bir siyasal estetik.
Ideoloji ve Vatandaşlık Bağlamında Nur
Her ideoloji, kendi nurunu üretir. Liberalizm özgürlüğün, sosyalizm eşitliğin, muhafazakârlık ise düzenin ışığını vaat eder. Ama bu ışıkların hiçbiri saf değildir; her biri belirli vatandaşlık biçimlerini üretir. Bir rejimde “iyi vatandaş” nurun taşıyıcısıdır; başka birinde, “karanlıkta kalmış” muhalif olabilir. Bu, nurun aynı anda hem aydınlatıcı hem cezalandırıcı bir araç olduğunu gösterir.
Dolayısıyla şu soruyu sormak gerekir: Vatandaşlık, ışığa katılma hakkı mıdır, yoksa gölgede kalma özgürlüğü mü? Nurun rengi, bu soruya verilen yanıtla belirlenir. Bir toplum, farklı renklerin birlikte parlayabildiği kadar demokratiktir. Aksi hâlde, tek bir ışık kaynağı tüm renkleri yutar.
Nurun Politik Estetiği
Bugün dijital çağda “nur” artık metafizik değil, algoritmik bir olgudur. Sosyal medya, görünürlüğün yeni biçimini yaratırken, güç artık bilgiyi değil, görülme sıklığını kontrol eder. Politik nur, ekran ışığında yeniden tanımlanır. Vatandaş, kendini ifade ederken bile bu ışığın ritmine göre hareket eder. Peki bu durumda “aydınlanma” mı yaşanır, yoksa sürekli bir teşhir mi?
Modern siyasal düzen, görünürlük ekonomisi içinde nurun rengini pazarlamaya dönüştürmüştür. Işık artık sadece bilgi değil, algı yönetiminin aracıdır. Kim parlıyor, kim sönüyor, kim gözden düşüyor—bunlar, günümüz demokrasilerinin yeni güç sorularıdır.
Sonuç: Işığın Adaleti
Nurun rengi, siyaset bilimi açısından sabit değildir; değişken, ilişkisel ve çoğuldur. Erkeklerin stratejik ışığı ile kadınların katılımcı aydınlığı birleştiğinde, toplum kendi rengini bulur. Bu renk, çoğulculuğun moru, katılımın yeşili ve adaletin sarısı arasında titreşir. Gerçek nur, kimseyi kör etmeyen, herkesin kendi renginde parlayabildiği bir siyasal düzenin adıdır.
Son Soru
Nurun rengi gerçekten beyaz mı, yoksa biz mi o beyazın içinde görünmez kalıyoruz?